Traverses

Soykırımla Yüzleşmek ve Medenilik Gereği

par Ahmet Insel  Du même auteur

Osmanlı Ermenilerinin 1915-1917 arasında maruz kaldıkları büyük felaketin üzerinden yüz yıl geçti. Ermenilerin tehcir edilmesinin başladığı haftalarda, 24 Mayıs 1915’de İtilaf devletlerinin Osmanlı hükümetine bu konuda verdikleri ültimatom şu cümleyle bitiyordu : «  Türkiye’nin insanlığa ve medeniyete karşı işlediği bu yeni suçlardan dolayı gerek Osmanlı hükümetinin bütün üyelerini ve bu tür katliamlara katılmış bütün memurlarını şahsen sorumlu tutacaklarını İtilaf hükümetleri Babıâli’ye açıkça bildirirler[1].  » Ültimatomda yer alan « yeni suçlar » ifadesi, Osmanlı yönetiminin daha önce düzenlediği veya göz yumduğu 1894-1896 ve 1909 kitlesel katliamlarıyla 1915’de yapılanlar arasında ilişki kuruyordu.

24 Nisan tutuklamalarıyla açıkça başlayan ve sonra hızlanarak devam eden tehcir politikası, insanlığa ve medeniyete karşı suç kavramının uluslararası alanda ilk kez kullanılmasına neden oldu. Daha sonra soykırım kavramının yürürlüğe girmesiyle, diaspora Ermenileri 1965’de, tehcirin ellinci yıldönümünde, 1915 ve sonrasında Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı muamelenin soykırım olarak tanınması mücadelesini başlattılar. Aynı yıl Uruguay Ermeni soykırımını tanıyan ilk devlet oldu.

Aradan geçen yüz yıla yakın zamanda, Türkiye’de devlet politikası hemen hiç değişmedi. Kâh açık, kâh daha sessiz biçimde inkârcılık politikasını devam ettirdi. Susmaya, duymamazlıktan ve bilmemezlikten gelmeye dayan pasif inkârcılığın yanında, ithamları külliyen reddetme veya sıradanlaştırma, suçu mazlumların üzerine atma, kendini esas mazlum gösterme gibi yöntemlere dayanan aktif inkârcılığın çeşitli yöntemlerini 1920’den beri kullandı.Toplum ve Bilim dergisinin son sayısında (Bahar 2015, sayı132) yer alan, Güven Gürkan Öztan ve Ömer Turan’ın yazısı, 1915 karşısında Türkiye’de devlet aklının sürekliliğini ve bu aklın kullandığı farklı inkârcılık yöntemlerini etraflı biçimde inceliyor.

Birikim’in bu sayısının baskıya gitmeye hazırlandığı günlerde, bu sürekliliğin en anlamlı örneği Tayyip Erdoğan’ın 18 Mart 2015’de 100. Yılında Dünya Savaşının Belgeleri sergisinin açılışında yaptığı konuşmaydı. Nisan ayında bu konuda daha çarpıcı örneklerle karşılaşmayı beklememize yol açan bu konuşmada, Birikim’in bu sayısında yer alan Sinem Su Avcı’nın yazısının işaret ettiği gibi, «  son yıllarda devlet dilinin en iyi yorumcusu konumuna gelmiş olan » Tayyip Erdoğan Türk inkârcı resmi söylemin tüm argümanlarına yer vermeyi başarıyordu. « Ey Ermeni diasporası, ey Ermenistan » diye hitap ettiklerini , «  senin ne kadar belgelerin var, çıkar belgeleri  » türünden bir meydan okumayla yere sereceğine inanan bir cehaletle donanmış bu inkârcılığın zirve noktası, « Biz sadece kendi milletimizin son 100-150 yılda yaşadığı acıların peşine düşsek Ermeni iddialarından kat be kat daha fazla söyleyecek sözümüz, soracak hesabımız çıkar, bakın bunu da açıkça söylüyorum » dediği andı [2].

Pages : 1 2 3